Thursday, August 23, 2012

Farkındalıklarımızdan ibaretiz



 Zihnimizden gecen  dusunceler icinde yasadikimiz toplumun kollektif zihninden edinilmekte. Bu demektir ki  senin diye adlandirdigin dusunceler yoktur. Bircogu kollektif zihinden edinilmektedir. Sen dusuncen ile ozdeslesirsin bunun sonucunda da“ego” olur. Bu demektir ki  dusunceler  olusturursunuz  ve zihniniz bu dusuncelere gore sizin kim oldugunuzu kodlar. Sizde bu dusuncelere gore bir anlam cikarip kim oldugunuza inanirsiniz..Mesela; bazi insanlar kendilerine “sen varya sen mukemmelsin , neden butun dunya seni tanimiyor ki: , ya da “sen hic iyi degilsin, herseyde basarisiz oluyorsun” der  ve zamanla kisi buna inanmaya baslar ve kendiyle ilgili assagilik fikirine kapilir. Kendini negatif ettigi gibi bu negatif dusuncelerinin yansimasi olarakta etrafindaki kislerinde ona kendine inandirdigi dusuncelerle bakmaya bakmasina sebep olur.Peki neden boyle dusunuyorsunuz? Buyuk ihtimalle bu dusunceleri biyerlerden, birilerinden edindiniz. Belki anneniz siz kucukken stresli oldugu andan size cok beceriksiz ve basarisiz oldugunuzu ve hic bir isi dogru yapamadiginizi soylemisti. Sizde bu dusuncelere kafanizda saplanip kaldiniz. Unutmayalim ki dusuncelerden ayri bir ego yoktur. Dusunceler egoyla ozlesir.Eger egonuzun ozununze emirler vermesini sizi yonetmesini durduramazsaniz farkindaliga ulasamaz ve cevresel faktorler tarafinda negatif etklenemeye mahkum kalirisniz. Bu da kendi gucunuzu inkar etmek olur. Cocuklugumuzda edindigimiz dusunceler kucuk enerji formlaridir.  Onlar bilinc altimiza islemistir ve gitmeyi reddederler. Siz ona inandikca beyninizin icinde buyumeye baslar. Ve bir bakmisiniz gercekten de hayatta karsiniza hep ayni seyleri cekiyorsunuz.  Size beceriksiz oldugunuzu inandirdiklarindan beri, yaptiginiz her iste karsiniza bir terslik ve eksiklik cikmaya baslar. Cunku siz enerjinizle bunlara sebep olursunuz. Bazi insanlar dusmanca varliklara saplanip kalirlar. Her dusunce bir enerji formudur. Bu yuzden ona varlik diyoruz. Bir cogu insan kafasinin icinde dusmanca, hayati reddeden devamli elestirel ve saldiran varliklar tasir ve kendilerine araliksiz saldirirlar. Kendilerine saldiramayi birakirlarsa baskalarina saldirmaya baslarlar. “ Kim oldugunu biliyor musun sen?” derler.  Aslinda karsisindaki gordugu kis kendisidir.  Aslinda soylemek istedikleri 'sana kim oldugumu anlatayim!”dir. Unlu bir soz vardir “biz oldugu gibi degil, oldugumuz gibi goruruz”. Bu demektir ki siz gecmiste edindiginiz dusuncelerinizin ekranindan yansittiklarinizi gormektesinizdir. Bilincsiz sartlanmalardan dolayi kendinizi ve cevrenizi sekillendirmektesinizdir.  Yogun bir egoya sahibizdir. Ego sizin ozdeslestiginiz dusuncelerinizdir. Unutmayin siz dusunce degil, farkindaliksiniz..

EGO: BASARIYI HAKETMIYORSUN…     OZ BENLIK: BASARIYI HAKEDIYORUM!!

Iki oglan kardesi ele alalim. Biri ailesi tarafindan her seferinde "sen cok akillisin" denilerek seviliyor, digerine ise sen yapamassin, beceremezsin deniliyor. Sen yapamazsin diye buyuyen cocuk derslerinde de cok calistigi halde, herseyi anlamasina rahmen sinavlarda basarili olamiyor. Inanilmaz dikkatsiz hatalar yapiyor. Ayse' yi Fatma diye okuyor, sariyi, mavi diye okuyor. Bildigi soruyu bile yanlis yapiyor. Cunku cocuk kendini basarizin biri olarak goruyor. Bilincalti da bunu basariyi hakettmiyorsun diye kodluyor. Yani inandirilmadi. Basaramamak onda endiseye yol aciyor, endise de telasa yol aciyor. Yaptigi her isi telas icinde yapiyor ve sakarliklar basliyor. Ne zaman ki bunun farkina variyor, ozaman ona empoze edilen dusuncelerin gercek olmadigini farkediyor ve  bu farkindalikla,yeni dusunceleriyle gercek oz benligiyle tanisiyor. Tabiki  bu biraz zaman alan bir surectir. Nasil senelerce o negative ducunceleri inanarak zihnininzde buyuttuyseniz pozitif telkin, kodlamalar  ve calismalarla oz benliginize ulasmak icin biraz zamana ihtiyac duyulmaktadir. Birde bu farkindaliga erisemeyen bir birey dusunun. Hayati boyunca calisipta basaramayan, mutlu olamayan, baskalarinin farkinda olararak ya da olmayarak olusturdugu bir dunyada yasamak zorunda kalan bir birey…Cok aci verici degil mi? Burada ailelere dusen gorevden de soz etmek gerekiyor. Aileler butun cocuklarini bir gormemeli. Bazi cocuklar soylenenlerin cogundan diger cocuklara gore daha az etkilenir. Bununla birlikte daha hassas ve icine kapanik cocuklar  olumsuzluklardan daha cok etkilenirler ve kendi zihinlerinde negatif kodlamalar yaparlar. Bu nedenden dolayi, negatif kaliplardan uzak durulmali. Cocuklar arasinda kiyaslama yapilmamali... Ve en onemlisi cocuklara olumsuz lakaplar takilmamali..Kucuk cocuk sakar, ortanca haylaz, buyuk icine kapanik gibi...Cocuk duydugu seyin dogruluguna inanir ve oyle bi birey olmaya ilerki hayatinda da devam eder. 


NUR VE DEGISIM SURECI

 Baske bir ornek verelim. Maalesef ki, kucuklugunde gozle, sozle yahut temasla cinsel tacize ugramis cok cocugumuz var. Bunlardan birini ele alalim. Ismi Nur olsun. Nur kucuk yasta yakinlari tarafindan cinsel tacize ugramak uzereyken bir sekilde kendisini kurtarmistir. Nur bu olayi ailesine anlatamaz. Anlatirsa ailesinin tepkisinin kotu olacagini dusunur. Ailesi uzulmesin, yanlis birsey yapmasin diye bunu kimselere soyleyemez. Uzulur, icine kapanir. Hayati boyunca, Ona cinsel tacizde bulunmaya calisan kisi kumral oldugu icin kumral erkeklere karsi bi antipati besler (surungen beyin: kumral erkekler guvenilmez). Nur bu olaydan sonra kendini konusarak anlatamaz… Nur insanlarin onu, konusmadan da anlamasini bekler. Ama nasil anlayabilirler ki. Daha sonra kimsenin onu anlamadigina inanmaya baslar (surungen beyin: insanlar beni anlamiyor). Nur buyudugunde iliskilerinde hep gizemli kalir. Karisisindakinin onu bakislarindan yahut mimiklerinden  anlamsini bekler. Onu anlamayan kisileri de hayatina dahil etmez ( surungen beyin: beni anlamayan kisiler bana yeteri kadar deger vermeyen kislerdir). Onu anlamayan kisilerin onu haketmedigini dusunur. Nurun kucuk yasta kendini anlatamamasi, anlattigi taktirde kotu seylerin olacagina kendini  inandirmasi, kendini suclamasi ve kendini iyi ifade edememesi simdiki Nur’u yaratmistir. Nur kendini ifade ederse kotu seylerin olacagina inanmis ve karsisina da hep farketmeden kendisini ifade edemeyen bireyler cekmistir. Burda da devreye cekim gucu girmektedir. Nur kendisini ve cevresini bu dusunce kaliplarina gore olusturmustur. Nur bu sorununla yuzlesene kadar kimsenin onu anlamadigina inanmis, aslinda etrafindaki insanlar tarafindan anlasilmamasi icin farketmeden binbir oyun oynamistir. Iste bilincaltimiza kodladigimiz ufak gorunen yanlis telkinler insanin hayatini boyle zorlastirabiliyor. Suan ki negative duygu ve dusuncelerimizi olusturan her sey, cocuklugumuzdaki yanlis kodlamalardan gelmektedir. Ego’muz da bizi bu negatif dusuncelere inandirmak icin elinden geleni yapmaktadir. Bunu yenmek ozumuzle butunlesip farkindalik sahibi olmak bizim elimizde…

 Baskalarinin ve Ego'muzun sekillendirdigi hayatlara suruklenip gitmeyelim…

Monday, August 6, 2012

Cevremizin Uzerimizdeki Etkileri



Bir cogumuz kendimizi “aman insanlar ne dusunur” derken bulmuyor muyuz?  Artik isimizi, partnerimizi, zaman gecirdigimiz yerleri, hobilerimizi, ve hatta agzimizdan cikan sozcukleri bile secerken insanlar ne der faktoruyle sekillendirmiyor muyuz?
                         
 Bir roportajta genclere “ozgurluk nedir” diye sormuslar Bir suru degisik cevaplar gelmis. Benim icin "ozgurluk" secimlerimizde ozgur olabilmek.. Cevre faktorunu aklimizdan atabilmek. Peki bu mumkun mudur?

Evet, ama bu da bir secim, inanc ve guc meselesi. Guven meselesi. Ego meselesi. Bu kisisel butunluge ve farkindaliga ulasmak icin neye ihtiyacimiz var? Biraz kendimize guvenmeye ve kendimizi tanimaya.  

Baskalarinin hayatlarini yasamayi secenlerimiz varsa artik buna bir son verelim. Hayata bir kere geliyoruz. Hayati inanclarimiz dogrultusunda yasayalim…

Sevgiler,

 Didem Ege

Neden “Hayir” diyemiyoruz?


"Hayir" demekte "evet" demek kadar pozitiftir.  "Hayir" diyememekle hayatimizi nekadar zorlastirdigimizi, enerji kaybimizi idrak edebilmis olsak eminim “hayir” kelimesini hayatimiza daha cok katardik. Gelelim neden "hayir" diyemiyoruza. Bircok seyde karsimiza bir bariyer olarak cikan korkularimiz. Kaybetme korkumuz, sevilmeme korkumuz, yalniz kalma korkumuz, ve ne istedigimizi bilmememiz. “Hayir” diyemeyen insanlar baskalarin beyinlerinde dans ederler. Onlari mutlu edebilmek icin nelerden hoslanip hoslanmadiklarini cok iyi bilirler. Hayir diyemeyen inslanlar genellikle iyi olmaya calisan nazik inslanlardir. Nezaketi iyilikle karistirmamak gerekir.
Burada baska bir paradox daha vardir. “Hayir” diyemeyenlere diger insanlar saygi duymazlar. Cunku kibar davranislari garantiye alinir, magdur ve onemsiz bir insan muamelesi gosterilir. Insanlar “hayir” cevabina saygi duyarlar. Sizde hayir diyemeyenlerdenseniz hayatiniza biraz “hayir” cevabini  katin. Boylece baskalari da sizden “evet” cevabini aldiklarinda sizi daha cok taktir ederler ve gercekligine daha cok inanirlar. 
Bunu yapabilmek icin cevap vermeden once kendinize biraz zaman verin. Bir saniye fazladan dusunme sansi bile size yardimci olacaktir. Ne istediginizden emin olun. ‘Hayir” cevabiyla kendi gereksinimlerinizi karsilayabildiginiz icin kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Unutmayin “hayir” diyebilmek kendinize verdiginiz degerin gostergesidir. Sizin kendinize verdiginiz degeri basklarida farkedecek ve size daha saygi duyacaklardir. Baskalarina olan sevgi ve sayginizi da verdiginiz “evet” ve “hayir” cevaplariyla kiyaslamayalim.

“Hayir” diyemeyen herkese “hayir”li gunler diliyorum.

Sevgiler,
Didem EGE